2 Temmuz 1993 Sıvas
katliamından bir gün önce idi. 4. Pir Sultan Abdaletkinliklerinin ilk
günü1 Temmuz 1993 tarihinde
Sivas 4 Eylül Spor Salonunda halk konseri var.
Programdakiler arasında Halk OzanıSEFİL SELİMİ de vardı.Hani şu Feyzullah
Çınar’ın müziği ve güzel sesi ile insanlarla
buluştuğu ve sonrasında Sabahat Akkiraz’ın güzel
yorumu ile, beğeniyle dinlenen türkünün sözlerini
yazan Sivas’lı ozan.Ne diyordu:
Kimse Bana Yaran Olmaz Yar Olmaz Mertlik
Hırkasını Giydim Giyeli Dünya Bomboş Olsa Bana
Yer Kalmaz İnsana Muhabbet Duydum Duyalı
İmanım Hükümdar Benliğim Esir Ehl-İ Beyti Sevdim
Dediler Kusur Kimi Korkak Dedi Kimi De Cesur
Kurt İle Kuzuyu Yaydım Yayalı
Ardımdan
Vuranlar Yüzüme Güler Kestiği Az Gibi Parçalar
Böler Herkes Kılıcını Boynumda Biler Başımı
Meydana Koydum Koyalı
"Bu Kızılbaş Olmuş, Yunmaz" Diyorlar "Kestiği
Haramdır, Yenmez" Diyorlar "Camiye Mescide
Konmaz" Diyorlar, İmam Şah Hüseyn'e Uydum Uyalı
Kimi Benden Kağıt Hüccet Arıyor Hal Bilmeyen
Dip Dedemi Soruyor Dostlar Ölümüme Karar Veriyor
Sefil Selimi'yim Dedim Diyeli
Programın sunuculuğunu ben
yapıyordum. Kendisi ile orada şahsen görüştüm.Sahneye bağlama ile mi
çıkacaksınız dediğimde, hayır, ben ne bağlama
çalarım ne de söylerim, ben sadece yazarım, demişti.
Gerçektende güzel yazıyordu.
28 Ağustos 2010 tarihindeki
atv’de
yayınlanan Türkünü Söyle
isimli yarışmada, bu türkü de okundu. Yanlız anons
edilince adeta Feyzullah Çınar bir kez daha
öldürülerek anons edildi. Söz ve Müzik: Sefil Selimi
diye anons edildi.Çok üzülmüştüm.Sağlığında, sahip
çıkılmadığı için parkta hayatını kaybeden Feyzullah
Çınar’ınöldükten sonrada eserleri
öldürülüyordu. Atv’yi aradım ve bu konudaki
düşüncemi bildirdim. Daha
sonra ekipten bir arkadaştan bu türkü Feyzullah
Çınar’ın değil, diye bir SMS aldım.
Oysa Sefil Selimi bugün yaşıyor olsa idi inanıyorum
ki, yanlış yapıyorsunuz, bu müzik Feyzullah Çınar’a
aittir, diyecekti.
Şöyle bir baktım, bu
eseri okuyanlar neler yazmışlar. Bu türküyü güzel
sesi ile yorumlayan Sabahat Akkiraz albümünde
Söz:Sefil Selimi, Müzik: Feyzullah Çınar
yazmış.İhsan Öztürk sayfasında
da Kaynak: Sefil Selimi, Derleyen: İhsan Öztürk
yazıyordu. İhsan Öztürk’ün Sefil Selimi’ye eserin
kayıt altına alınması ve TRT repertuarına girmesini
sağlamasında yardımcı olmak amacıyla bunu
derlediğini düşünüyorum. Feyzullah
Çınar’ın diğer türkülerini dinleyen, bu müziğin
Feyzullah Çınar’ın olduğunu az çok anlar zaten.
Bunların tüm sorumlusu TRT
mantığıdır tabiki. TRT yıllarca, türküde söz ve
müzik olmaz, kaynak ve derleme vardır, türkü anonim
olur, diye direndi.
Türkü formunda müzik yapanların, eserleriniTRT repertuarına kayıt
ettirmek isteyenlerinbaşvurduğu yöntemdir
bu. AşıkMahzuni’nin TRT
repertuarlarındaki türkülerine bakın, eğer sonradan
düzeltilmedi ise Aşık Mahzuni’nin ismi yazılı
değildir. Başka bir kaynak ve derlemeci vardır ve
Maraş yöresinden bir türkü diye kayıt edilmiştir.
Bir çok Alevi ozanlarının türkülerindeki şah,
dost, can,
Ali,
gibi Aleviliği çağrıştıran sözcükler, `yar`
sözcüğü ile
değiştirilmiştir.
Bazen de sözlerin önemli bir bölümü değiştirilerek,
türkü özünden uzaklaştırılmıştır. Buna rağmen bir çok halk müziği sanatçısı,
‘TRT
olmasaydı halk müziği olmazdı’
der. Oysa halk var olduğu sürece halk müziği
yaşayacaktır. Kaldı ki siyasi nedenlerle işine son
verilen Ruhi Su, devlet bütçesi nden aldığı pay ve
binlerce çalışanları ile TRT’ye göre daha doğru
yöntemlerletürkü derlemiştir ve
tek başına daha iyi iş becermiştir. Hem
de özüne uygun, değişitirmeden, bozmadan ve devlet
bütçesinden yardım almadan. Bu vesile ile Ruhi Su’yusaygıyla anıyorum.
Bir başka olay da, eser sahiplerine telif ücreti
ödememek isteyenkişilerin bandrol için
başvurduğunda sahipli olan eserleri anonim
diye bildirmeleridir. Bu durumda eseri kullanan
firma telif hakkından kurtulduğu gibi, sahibi olan
eseri de anonim olarak Mesam ve Kültür Bakanlığı’na
kayıt ettirmiş oluyor.
Asıl üzücü nokta, hayatını
halk müziğine vermiş insanların bulunduğu Türkünü
Söyle programında bu türkü söylenirken Feyzullah
Çınar’dan bahsedilmemesi ve belkide ellerindeki
yanlış bilgilereinanmayı yeğlemiş
olmalarıdır.
Feyzullah Çınar severlerin bu
işin takipçisi olması, atv’yeilk yayınlanacak
programda bu yanlışlığın düzeltmesi konusunda mail
ve telefonla mesaj
göndererek baskıgücüoluşturması ve bu
yanlışlığın düzelttirilmesi,bir nebze olsun
yüreğimizdeki sızıyı hafifletecektir.
12 Mart, Gazi katliamı
üzerinden tam 15 yıl geçti. Gazi mahallesinde
yaşanan bu katliam Türkiye tarihinin utanç verici
sayfalarından biridir.
15
yıl sonra o gün neler yaşandığını hatırlayalım.
12 Mart 1995 günü akşam saatlerinde
İstanbul`da çoğunlukla Alevilerin yaşadığı Gazi
Mahallesindeki 3 kahvehane ve bir işyeri derin
devletin adamları tarafından tarandı. Saldırılar
sonucu bir kişi hayatını kaybetti. 5’i ağır 25 kişi
yaralandı. Saldırganlar gasp ettikleri taksiyi yakıp
şoförünü de öldürmüşlerdi.
Olayların ardından çok sayıda Alevitoplanarak Emniyet kuvvetlerinin olaya
müdahale etmedikleri gerekçesi ile Polis karakoluna
yürüdüler. Polis halkın üzerine ateş açtı. Açılan
ateş sonunda bir kişi öldü, bir çok kişi de
yaralandı. Ertesi gün olayları protesto etmek
için İstanbul`un dört bir yanından yaklaşık 15 bin
kişi toplanarak tekrar polis karakoluna doğru
yürüyüşe geçti. Çevik kuvvet ve özel timlerle
desteklenen polisler tekrar guruba ateş açtı, acilen
ateş sonucu 15 kişi hayatını kaybetti. Aynı
gün İstanbul Valiliği Gazi Mahallesi ve Alevilerin
çoğunlukta olduğu iki Mahallede sokağa çıkma yasağı
koydu. Ama olaylar bir türlü
dinmiyordu. Bölgeye askeri birlikler sevk edildi. 15
Mart’da olaylar Ümraniye’ye sıçradı. Mustafa Kemal
Mahallesinde çıkan olaylarda, 5 kişinin ölmesi ve 20
den fazla kişinin yaralanması sonucu bu bölgede de
sokağa çıkma yasağı kondu. 16 mart’ta sokağa
çıkma yasağı kaldırıldı.
Olaylarda ölenlerin çoğunun polis kurşunu ile öldüğü
tespit edildi. Mahkeme gözlerden uzaklaştırmak için
Trabzon’a aktarıldı, ama Gazi halkı ve yakınlarını
kaybedenler,ısrarla mahkemelere
katıldılar ve katliamı yapanlardan hesap sorulmasını
istediler.Türkiye veAvrupa’daki Alevi örgütleri de
mahkemenin takipçisi oldular ve Ordu, Samsun,
Merzifon, Çorum ve Ankara’da etkinlikler yaparak,
Trabzon’dan Hacı Bektaş’a Barış Yürüyüşü yaptılar.
Mahkeme5 yıl sürdü. İki polis
çok az bir ceza aldı, cezaları ertelendi, diğer
polislerin hepsi beraat etti ve görevlerine
döndüler. Katiller hala ellerini kollalarını
sallayarak dolaşıyorlar. Devlet kontrgerilla
devleti, hukuk kontrgerilla hukukudur.
Aslında bu konularda ilgili ne kadar da
hafızaları yenilemeye çalışırsak çalışalım, toplumun
büyük bir kesiminde bu tür olaylar kanıksanıyor ve
geçmişte yaşanan acılar çok çabuk unutuluyor. Bu
katliamları unutmamak ve unutturmamak bir insanlık
görevi olduğu gibi, gelecekte olabilecek katliamları
engellemek için de bir teminattır.
Bir kez daha Gazi Katliamını yapanları kınıyor,
hayatlarını kaybeden canlarımızı saygıyla anıyoruz.
2 TEMMUZ’DA
MADIMAK OTELİ’NİN MÜZE OLMASI İÇİN
SİVAS’TAYIZ.2
Temmuz 1993 tarihinde,
Pir Sultan Abdal’ı anmak üzere
Sivas’a giden 33 insanın Madımak
Oteli’nde yakılarak katledilmesi,Ortaçağ vahşetiyle
Türkiye’nin aydınlığına,
çağdaşlığına, demokrasi ve laikliğe,
halkların kardeşliğine, bir arada
yaşama kültürüne ve çok kültürlülüğe
yapılan bir saldırıydı. Bundan 17
yıl önce Sivas’ta gerçekleşen
gerici, şeriatçı, faşist katliam
devletin ve güvenlik güçlerinin
gözetiminde yaşandı. İnsana,
aydınlığa, düşünce özgürlüğüne
düşman ırkçı ve şeriatçı güçler,
“Şeriat isteriz”, “Cumhuriyet
Sivas’ta kuruldu, Sivas’ta
yıkılacak” sloganları atarak
savunmasız insanları bir otelde
kıstırdılar ve oteli ateşe vererek,
tarihe karanlık bir sayfa
eklediler.Bu kara leke, Siyasi
iktidarların Madımak Oteli’nin müze
olmasına ilişkin talepleri görmezden
gelen tutumu ve ikiyüzlü
politikaları ile daha da
büyümektedir. Bu tutumun en az
Madımak Katliamı kadar canımızı
yakmakta, ruhumuzu incitmektedir.Bu
nedenle Madımak Oteli’ndeki insanlık
dışı kıyımın vicdanlarımızda
yarattığı utancı hep birlikte
temizlemek gerektiğine inanıyor ve
bunun salt Alevilerin sorunu
olmadığı kanaatini taşıyoruz.
Türkiye, geçmişindeki bu utancı
temizlemek, geleceğini de
aydınlatmak zorundadır. Bizce bunun
çözümü Madımak
Oteli’nin müzeye dönüştürülmesi,katliamın karanlıkta
kalmış gerçek faillerinin bulunması
ve Alevilerden özür
dilenmesidir. Yeni
Madımaklar yaşamamak için 2
Temmuz’un unutturulması yönündeki
girişim ve çabalara set çekmek,
toplumun ve devletin yüzleşmesini
sağlamak bu açıdan önem
taşımaktadır. Bu nedenle, 2
Temmuz’da Sivas’ta yapılan anmalar
önem arz etmektedir.Alevi Örgütleri,
17 yıldır kararlı bir şekilde
Madımak katliamının, sadece
Madımak’ın da değil, bir arada
yaşama kültürünü tahrip eden
karanlıkta kalmış bütün katliamların
aydınlığa kavuşturulması için
mücadele veriyor ve laikliği,
bireyin ve emeğin
özgürleştirilmesini, devletin
demokratikleştirilmesini savunan
güçlerle omuz omuza olmayı
önemsiyor. Omuz omuza verdiğimiz
mücadelede dostlarımızı şimdi 2
Temmuz’da Madımak Oteli önünde
görmek istiyoruz.Her yıl olduğu gibi
bu yıl da 2 Temmuz’da Madımak
Oteli’nde karanfillerimizi bırakıp
kaybettiğimiz değerleri anacağız.
Madımak Oteli’nin müzeye
dönüştürülmesine ilişkin
mücadeledeki kararlılığımızı bir kez
daha göstereceğiz. Anma töreninde
aramızda sizleri de görmeyi
arzuluyoruz. Vereceğiniz desteğin,
farklı kültürlerin ve inançların bir
arada yaşayabileceği bir Türkiye
özleminin gerçekleşmesine katkı
sunacağını, Madımak katliamını
unutturmak isteyen çevrelere etkili
bir cevap olacağına inanıyoruz.“Demokratik,
özgür ve daha aydınlık bir Türkiye
için 2 Temmuz 2010 Cuma günü
Sivas’ta Madımak önünde buluşmak
üzere…”2
TEMMUZ’DA MADIMAK
OTELİ’NİN MÜZE OLMASI İÇİN
SİVAS’TAYIZ.-------------------------------------------------------------------------------
ALEVİ BEKTAŞİ FEDERASYONU (ABF)
AVRUPA ALEVİ BİRLİKLERİ
KONFEDERASYONU
PİR SULTAN ABDAL KÜLTÜR DERNEĞİ
GENEL MERKEZİ
ALEVİ KÜLTÜR DERNEKLERİ GENEL
MERKEZİ
HACI BEKTAŞ VELİ ANADOLU KÜLTÜR
VAKFI GENEL MERKEZİ
Federasyonumuzun toplantısı ile ilgili
alevi.com sitesinden haber:
İsveç`te Çalışmalar Hızlandı
30-10-09
TARAFINDAN: İSVEÇ ALEVI FEDARASYONU-BARIŞ BIÇICI
İsveç Alevi Fedarasyonu’na bağlı dernekler 23-25 Ekim
tarihleri arasında yaptıkları eğitim faaliyetleri ve
yönetim kurulu toplantısıyla çalışmalarına hız verdi.
Stokholm, Göteborg, Malmö, Uppsala, ve Dalarna
bölgelerinden gelen dernek başkan ve yöneticileri
Brunnsvikte bir araya geldi. Üç gün süren faaliyetlerin
ilk günü, toplanma ve yeni üyelerle tanışma olarak
geçerken ikinci gün eğitime ayrıldı. Yerelde, ülke
genelinde ve Avrupa Birliği seviyesinde derneklere nasıl
kaynak sağlanır, proje nasıl hazırlanır, aleviliğin
İsveç devlet kurumları ve siyasi partilerine
tanıtılması, yine bunun için bir kitapçık hazırlanması
konuları işlendi. Alevi derneklerinin faaliyet ve
ekonomik olarak durumları, ihtiyaç ve beklentilerinin
görüşüldüğü bu günün akşamı türkü dolu bir eğlenceyle
geçildi.
Çalışmaların son gününde ise İsveç Federasyonu
genişletilmiş yönetim kurulu toplantısı yapıldı. Daha
önce düzenlenen fedarasyon amblem yarışmasının
uzatılması kararının alındığı bu günde, başkent Stokholm
meydanında semah gösterisi, Maraş katliamını anlatan
tiyatro, çocuk yuvası, yaşlılar için buluşma mekanı gibi
geleceğe yönelik yapılması düşünülen faaliyetler
tartışıldı. Kadın ve gençlik komisyonlarına da ağırlık
verilmesi kararı çıktı.
Yol Club üyeliği ve Yol Tv çalışmalarına destek ile
ilgili sorularında geniş yer aldığı görüşmeler, bir
sonraki toplantı yer ve tarihinin belirlenmesiyle son
buldu.
Madımak yanmaya devam ediyor
2 Temmuz 1993 günü Sivas Türkiye tarihinin en hunharca katliamlarından
birine sahne oldu. Ellerinde sazları, kitapları ve kalemlerinden başka
kendilerini savunacak şeyleri olmayan ozan, sanatçı ve yazarlara
saldıran gerici ve faşistler “Allah adına, din adına” 37 insanımızı
yakarak katlettiler. 8 saat devam eden saldırı karşısında devlet seyirci
kaldı. Olay yerine gönderilen polis ve askerlere gözleri dönmüş,
insanları katletmek amacıyla toplanmış gruba müdahele etmemeleri emri
verildi. Katliamdan sonra yetkililer saldırganları değil,
katledilenleri, yaralananları ve saldırıya uğrayanları suçladılar.
Önceleri saldırının yıldönümlerinde Madımak’ta katledilenlerin
anılmasına, katliamın işlendiği yere karanfiller bırakılmasına izin bile
verilmedi. Katliamı unutturmak için Madımak bir et lokantasına
dönüştürüldü. Ancak halk ve aydınlar, katliamdan kurtulanlar olayı
unutmadılar. Madımak katliamının gerçek sorumlularının yargılanmasını ve
otelin müzeye dönüştürülmesini talep ettiler.
Serdar Doğan Madımak yangınından ağır yaralı olarak
kurtulanlardan.
Kardeşi Serkan ile birlikte Pir Sultan’ı anma etkinliklerine katılmak
için Ankara’dan Sivas’a gelmiş. Doğan ailesine kara haber çabuk
ulaşıyor. İki tabutla çocuklarının cenazelerini almak için Sıvas’a
geliyorlar. Morgda bir kalan Serdar’ın halen hayatta olduğunu bir doktor
farkediyor tesadüfen. 15 gün bitkisel hayatta kaldıktan ve yıllarca
yanık tedavisi gördükten sonra mücadeleye yeniden başlıyor Doğan.
Katliamda kaybettiği kardeşini, değerli yazar ve sanatçıları bir türlü
unutamıyor. Madımak’ta yaşanan facianın tanığı ve
mağduru olarak katliamı tiyatrolaştırıp en geniş kitlelere ulaştırmaya
karar veriyor. Böylece Simurg çıkıyor ortaya. Simurg Zümrüd-ü Anka
olarak da adlandırılan kendini kendi küllerinden yeniden yaratan
mitolojik bir kuş. Doğan Sivas’ta küllere dönüştürülen aydınlarımızın
yeni aydınların, sanatçıların ve ozanların yetişmelerine yol açtıklarına
inandığından bu adı koyuyor oyununa.
İsveç Alevi Kültür Merkezi, Dayanışma Derneği ile Kültür ve Sanat
Derneği’nin oluşurdukları “Ortak Çalışma Platformu”nun girişimiyle ve
örgütlenmesi ile Madımak Stockholm’e taşındı. Canlar Tiyatrosu
tarafından Husby Träff’te sergilenen oyun izleyiciler tarafından ayakta
alkışlandı.
Yönetmenliğini Cengiz Sezgin’in yaptığı oyun bir et lokantasına
dönüştürülen Madımak’ta lokantanın sahibi ile yardımcısı arasındaki
diyalogla başlar. Katliamdan yaralı olarak kurtulan bir genç (Serdar
Doğan’ın) kardeşini ve ölenleri anmak için ellerindeki karanfillerle
devam eden oyun zaman zaman geriye giderek saldrıyı ve saldırıya
uğrayanların duygu, düşünce ve tepkilerini izleyicilere yansıtır. Otelin
et lokantasına dönüştürülmesi “yakılanların her gün yakılması ve
Madımak’ın yanmaya devam etmesi olarak yorumlanırken, katliama seyirci
kalan dönemin iktidar ortayı SHP de isim vermeden sorgulanır.
Sivas’ta yaşananlar ve oyun hakkındaki sorularımızı yanıtlayan Serdar
Doğan Madımak katliamının ani ve fevri bir olay olmadığını, aydınları
susturmaya yönelen bilinçli ve planlı bir saldırının bir parçası
olduğunu söyledi. Pir Sultan Abdal Şenliği öncesi Madımak otelinin
önünün taşlarla doldurulduğunu, şehirde “Hicrat Koşusu” adlı ile bir
koşu düzenlenerek çevre illerdeki gerici ve faşistlerin Sıvas’a
toplandığını belirten Doğan 8 saat süren katliam karşısında devletin
seyirci kalmasını eleştirdi. Katliama katılan bazılarına ceza
verilmesine rağmen Türkiye ve yurtdışında yaşayan katillerden
bazılarında işlem
yapılmamasının kabul edilemeyeceğini söyledi. Yetkililerin ve
adli makamların suçu ve suçluları övenlere de göz yumduğunu söyleyen
Doğan oğlunun cenaze töreninde konuştuğu için bir baba aleyhinde suçluyu
övmekten dava açılırken Madımak’ın yakılmasını savunanlar ve “iyi olmuş”
diyenler hakkında hiç bir işlem yapılmamasını da çifte standart olarak
değerlendirdi.
Murat Kuseyri
Haber kaynağı: Turkiska Riksförbundet (2009-05-27)
MUSA DOĞAN‘IN TÜRKİYE’YE İADE İSTEMİ
İSVEÇ’TE PROTESTO EDİLDİ
17-04-09
İsveçte siyasi ilticacı olarak bulunan Musa Doğan adlı devrimci
Türkiye’ye iade edilmek isteniyor.
İşveç‘te örgütlü bulunan İsveç Alevi Birlikleri Federasyonu, Dayanışma
Derneği, Kültür ve Sanat Derneği ve diğer demokratik kitle örgütleri
perşembe günü İsveç Parlementosu önünde toplanarak Musa Doğan‘ın iade
edilmemesi için açıklama yaptı.
Siyasi bir davadan dolayı 10 yıl türkiyede cezaevinde kalan Doğan Ölüm
Orucu sonrasında 6 aylık geçici süreyle serbest bırakılmıştı. Yeniden
tutuklanarak cezaevine konulma riski nedeniyle Doğan yurtdışına çıkarak
İsveç’te siyasi sığınma hakkı elde etti.
Fakat iki ay önce Doğan İnterpol aracılığıyla arandığı gerekçesiyle
gözaltına alındı. Doğan‘ın sağlığımın 200 güne yakın bir süre ölüm orucu
yapmış olduğundan dolayı bozuk durumda olduğu bildirildi. Gözaltı
koşullarında sağlık durumunun daha da kötüye gideceği endişesi
taşınıyor. Musa Doğan’ın Türkiye’ye iade edilmesi durumunda 20 yıl daha
cezaevinde kalması gerekeceği dile getirildi. Demokratik Kitle Örgütleri
böylesi bir durumda Doğan’ın cezaevinden sağ çıkamayacağı endişesini
taşıyorlar.
İsvec Alevi Birlikleri Federasyonu, Dayanışma Derneği, Kültür ve Sanat
Derneği ve diğer demokratik kitle örgütleri
Musa Doğan‘ın iade edilmemesi icin her perşembe günü İsveç Parlementosu
önunde toplanmaya devam edeceklerini açıkladı.
Bugüne kadar gelen öneriler arzu
edilen şekilde kabul görmediğinden dolayı
İsveç ABF YK 23-25 ekimde yapmış
olduğu toplantıda Amblem yarışmasını uzatma
kararı almıştır.
Bu konuda Başkan Ali Çağan yakında bir
açıklama yapacaktır.
İsveç
Alevi Birlikleri Federasyonu Yönetim Kurulu son
toplantısında bir amblem yarışması açılmasına karar verdi.
Amblem/logo yarışması,
30
Nisan 2009 tarihine kadar yapılan başvurular
değerlendirilerek 20 gün içinde sonuçlandırılacaktır.
İABF
amblem/logo yarışması genel kriterler:
1. Mümkün olduğu kadar sade olmalıdır.
2.
Kolye, rozet, kolluk, bayrak vs. reklam ürünü olarak
basılabilmeli.
3.
Renkli, renksiz uzaktan seçilebilmeli, fazla birbirine yakın
renkler olmamalı.
4.
İsim olarak isveççe ‘’Alevitiska Riksförbundet’’, türkçe
isveççe ‘’İsveç Alevi Birlikleri Federasyonu (İABF)’’
kullanılmalıdır (sonradan eklenebilir).
5.
Avrupa kamuoyuna yönelik ve çağdaş bir dizayn olmalıdır.
Tel:
(0312) 363 00 18 Cep: 0555 233 01 89 . 0535 230 18 40
adresinde yapılan bir adet bağlama hediye edilecektir.
11.
Yarışmaya uygun görülen gelen önerileri
www.isvecakm.com
adresinden izleyebilirsiniz. Katılım için son gün 30 Nisan
2009’dur. Seçilecek 'amblem/logo'yu Federasyon
Yönetim Kurulu belirleyecek olup resmi web sitesinde
belirtilecektir.
Bu
duyuruyu elinizdeki mail listelerinden tüm kurumlarımıza ve
ilgi duyan canlara duyurmanızı İnternet sayfalarınızda
yayınlamanızı rica ediyoruz.
Saygı
ve sevgilerimizle
İsveç
Alevi Birlikleri Federasyonu.
Aleviler
aşureyle Hz. Hüseyin’i andılar
İsveç’teki Alevi Birlikleri
Federasyonu, aşure yiyerek Hz. Hüseyin’nin Kerbela'da
öldürülmesini andılar.
İSVEÇ Alevi Birlikleri Federasyonu Aşure gününü yaparak Hz.
Hüseyin’i andılar. İsveç Alevi Birlikleri Federasyonu’nun
Stockholm’deki merkezinde aile ortamında toplanan Aleviler, 3
kazan Aşure’yi ikram ederek Muharrem ayı ve Aşure gününü günün
anlam ve önemine göre bu günü yaşadılar. Çok sayıda kişinin
katıldığı Aşure Günü’nün Aleviler için önemli bir gün olduğu
vurgulandı.İsveç Alevi Birlikleri Federasyonu Başkanı Ali Çağan,
Aşure Gününün önemini anlatırken, “Tarihi misyonu içerisinde bu
günün ayrı ayrı önemi vardır.Tarihi süreci içerisinde bu gün Nuh
tufanının bittiği gündür. Muharrem ayının 10’unda oruçtan sonra
aşure yapılır ve yeniler. Ancak Anadolu’daki Aleviler için ise
Hz. Hüseyin’nin Kerbela’da ve arkadaşlarının öldürülmesini anma
günüdür. bu güne denk geldiğini için bu 10 günlük oruç 12 güne
çıkartılarak Hz. Hüseyin’nin yasını tutmaya başlamışlardır.
Muharrem ayı Aleviler için Hz. Hüseyin ve arkadaşlarının şehit
olması nedeniyle yas günüdür başka bir şey değildir”dedi.
Eşit yurttaşlık hakkı
istiyoruz
Ali Çağan, Türkiye’deki Alevilerin bugün
Türkiye’de hala eşit yurttaşlık haklarını kullanamadıklarını öne
sürerek, “Biz ayrı bir devlet, ayrı bir bayrak istemiyoruz.
Bizim yurttaşlık hakkımızı doğal olarak istiyoruz. Bizi Diyanet
İşleri’nin zulmünden kurtulmak istemiyoruz. Bizim inanmadığımız
konularda bizi zorunlu olarak inandırma politikalarından
vazgeçilmeli. Türkiye’de artık Alevilerin de yaşadığı kabul
edilir hale gelmesini sevindirici buluyoruz”diye konuştu.Ali
Çağan, Türkiye’deki Alevilerin inanç merkezlerine hala para
ödeyerek girdiklerini kaydederek, “Biz Hacı Bektaş dergahına
girişte müze statüsünde olduğu için para ödeyerek giriyoruz. Bu
dünyanın hiçbir yerinde ibadet yapılırken para ödemesi
yapılmıyor. Ancak Alevilere bu haksızlık yapılıyor”dedi.
Kaynak: www.tuf.nu (12 ocak
2009)
İSVEÇ ALEVİ
BİRLİKLERİ FEDERASYONU KURULDU
(ALEVİTİSKA RİKSFÖRBUNDET)
1 Kasım 2008'de Stockholm'da
bulunan 'İsveç Alevi Kültür Merkezi'nde Stockholm,
Malmö, Göteborg, Halmstad, Uppsala ve Dalarna Alevi Kültür
Merkezleri (AKM) ile bir araya gelerek İsveç Alevi Birlikleri
Federasyonunu kurduk.
Seçimler sonucunda Federasyon başkanlığına Ali Çağan getirildi.
Görev dağılımı şu şekilde gerçekleşti:
Yönetim kurulu:Yedek yönetim kurulu: Genel Başkan : Ali Çağan 1 – Durdu Yılmaz Genel Sekreter : Eraslan Örgün
2 – AliŞan Örgütlenme
Sekreteri :GünŞahin3 –Kemal BakanSayman : Zozan Balcı
4 –MehmetTaş
Üye (Kültür sorumlusu) : Helin Şahin Üye (Kadın sorumlusu) : Serpil Özen Üye : Ali İşbitirici Üye : Yıldız Yılmaz Üye : Reşat Coşar
"Hürriyet.de"
Federasyon kuruluşumuzu haber yaptı:
Tandogan UYSAL / STOCKHOLM | 10.11.2008 13:58:00
İsveç Alevi Birlikleri
Federasyonu kuruldu
İsveç'te
yaşayan Aleviler, İsveç Alevi Birlikleri Federasyonu adı
altında yeni bir örgütlenmeye gittiler. İsveç Alevi Kültür
Merkezi Başkanı Ali Çağan'ın başkanlığında, yeni oluşuma
imza atan Aleviler, daha güçlü ve birlik içerisinde
faaliyetler göstermek için bu adımı attıklarını açıkladılar.
Merkezi Stockholm’de olan İsveç Alevi Birlikleri
Federasyonu, İsveç’te faalieyet gösteren diğer altı Alevi
Birliği’nin de bir araya gelmesi ile yaklaşık 2.000 üyeli
yeni bir güce ulaşmış oldu. Ali Çağan, 'İsveç’te 1995
yılında başlayan Alevi örgütlenmesi bugün İsveç’in 6
kentinde örgütlenerek İsveç Alevi Birlikleri Federasyonu
hedefine ulaşmıştır. Bu yeni oluşum ile ulaşamadığımız diğer
Alevilere de ulaşarak daha güçlü hale gelmeyi arzuluyoruz.'
diye konuştu.
Alevilerin tümüne ulaşacağız
Başkan Çağan, İsveç’te yaklaşık 5 bin Alevinin yaşadığını
belirterek, 'Bu yeni oluşumun Avrupa Alevi Birlikleri
Federasyonu’nun üyesi olması konusunda bir karar çıkardık.
İsveç’teki Aleviler de Avrupa’da örgütlenme hedefleri
doğrultusunda yoluna devam edecektir.' diye konuştu. Ali
Çağan’nın liderliğindeki İsveç Alevi Birlikleri Federasyonu
Yönetim Kurulu şu isimlerden oluştu: Eraslan Örgün, Gün
Şahin, Zazan Balcı, Helin Şahin, Serpil Özen, Ali
İşbitirici, Yıldır Yılmaz, Reşat Çoşar.
AHA Alevi haberleri (genel)...
Copyright 2008. İsveç Alevi
Birlikleri Federasyonu. All Rights Reserved