2 Temmuz 1993 Sıvas katliamından bir gün
önce idi. 4. Pir Sultan Abdal etkinliklerinin ilk günü 1 Temmuz 1993 tarihinde
Sivas 4 Eylül Spor Salonunda halk konseri var. Programdakiler arasında Halk
Ozanı SEFİL SELİMİ de vardı. Hani şu Feyzullah Çınar'ın müziği ve güzel sesi ile
insanlarla buluştuğu ve sonrasında Sabahat Akkiraz'ın güzel yorumu ile,
beğeniyle dinlenen türkünün sözlerini yazan Sivas'lı ozan. Ne diyordu:
Kimse
Bana Yaran Olmaz Yar Olmaz Mertlik Hırkasını Giydim Giyeli Dünya Bomboş Olsa Bana Yer Kalmaz İnsana Muhabbet Duydum Duyalı
İmanım Hükümdar Benliğim Esir Ehl-İ Beyti Sevdim Dediler Kusur Kimi Korkak Dedi Kimi De Cesur Kurt İle Kuzuyu Yaydım Yayalı
Ardımdan Vuranlar Yüzüme Güler Kestiği Az Gibi
Parçalar Böler Herkes Kılıcını Boynumda Biler Başımı Meydana Koydum Koyalı
"Bu Kızılbaş Olmuş, Yunmaz" Diyorlar "Kestiği
Haramdır, Yenmez" Diyorlar "Camiye Mescide Konmaz" Diyorlar İmam Şah Hüseyn'e
Uydum Uyalı
Kimi Benden Kağıt Hüccet Arıyor Hal Bilmeyen Dip Dedemi Soruyor Dostlar Ölümüme Karar
Veriyor Sefil Selimi'yim Dedim Diyeli
Programın sunuculuğunu ben
yapıyordum. Kendisi ile orada şahsen görüştüm. Sahneye bağlama ile mi
çıkacaksınız dediğimde, hayır, ben ne bağlama çalarım ne de söylerim, ben sadece
yazarım, demişti. Gerçektende güzel yazıyordu.
28 Ağustos 2010 tarihindeki atv'de yayınlanan
Türkünü Söyle isimli yarışmada, bu türkü de okundu. Yanlız anons
edilince adeta Feyzullah Çınar bir kez daha öldürülerek anons edildi.
Söz ve Müzik: Sefil Selimi diye anons edildi. Çok üzülmüştüm.
Sağlığında, sahip çıkılmadığı için parkta hayatını kaybeden Feyzullah Çınar'ın
öldükten sonra da eserleri öldürülüyordu. Atv'yi aradım ve bu konudaki düşüncemi
bildirdim. Daha sonra ekipten bir arkadaştan bu türkü Feyzullah Çınar'ın değil,
diye bir SMS aldım. Oysa Sefil Selimi bugün yaşıyor olsa idi inanıyorum ki,
yanlış yapıyorsunuz, bu müzik Feyzullah Çınar'a aittir,
diyecekti.
Şöyle bir baktım, bu eseri okuyanlar neler yazmışlar. Bu türküyü güzel sesi ile
yorumlayan Sabahat Akkiraz albümünde Söz:Sefil Selimi, Müzik: Feyzullah
Çınar yazmış. İhsan Öztürk sayfasında da Kaynak: Sefil Selimi, Derleyen: İhsan
Öztürk yazıyordu. İhsan Öztürk'ün Sefil Selimi'ye eserin kayıt altına
alınması ve TRT repertuarına girmesini sağlamasında yardımcı olmak amacıyla bunu
derlediğini düşünüyorum. Feyzullah Çınar'ın diğer türkülerini dinleyen, bu
müziğin Feyzullah Çınar'ın olduğunu az çok anlar zaten.
Bunların tüm sorumlusu TRT mantığıdır
tabiki. TRT yıllarca, türküde söz ve müzik olmaz, kaynak ve derleme
vardır, türkü anonim olur, diye direndi. Türkü formunda müzik
yapanların, eserlerini TRT repertuarına kayıt ettirmek isteyenlerin başvurduğu
yöntemdir bu. Aşık Mahzuni'nin TRT repertuarlarındaki türkülerine bakın, eğer
sonradan düzeltilmedi ise Aşık Mahzuni'nin ismi yazılı değildir. Başka bir
kaynak ve derlemeci vardır ve Maraş yöresinden bir türkü diye kayıt edilmiştir.
Bir çok Alevi ozanlarının türkülerindeki şah, dost, can, Ali,
gibi Aleviliği çağrıştıran sözcükler, `yar` sözcüğü ile
değiştirilmiştir. Bazen de sözlerin önemli bir bölümü değiştirilerek, türkü
özünden uzaklaştırılmıştır. Buna rağmen bir çok halk müziği sanatçısı,
'TRT olmasaydı halk müziği olmazdı' der. Oysa halk var olduğu
sürece halk müziği yaşayacaktır. Kaldı ki siyasi nedenlerle işine son
verilen Ruhi Su, devlet bütçesi nden aldığı pay ve binlerce çalışanları ile
TRT'ye göre daha doğru yöntemlerle türkü derlemiştir ve tek başına daha iyi iş
becermiştir. Hem de özüne uygun, değişitirmeden, bozmadan ve devlet bütçesinden
yardım almadan. Bu vesile ile Ruhi Su'yu saygıyla anıyorum.
Bir başka olay da, eser sahiplerine telif ücreti ödememek isteyen
kişilerin bandrol için başvurduğunda sahipli olan eserleri anonim diye
bildirmeleridir. Bu durumda eseri kullanan firma telif hakkından kurtulduğu
gibi, sahibi olan eseri de anonim olarak Mesam ve Kültür Bakanlığı'na kayıt
ettirmiş oluyor.
Asıl üzücü nokta, hayatını halk müziğine vermiş insanların bulunduğu Türkünü
Söyle programında bu türkü söylenirken Feyzullah Çınar'dan bahsedilmemesi ve
belkide ellerindeki yanlış bilgilere inanmayı yeğlemiş olmalarıdır.
Feyzullah Çınar severlerin bu işin takipçisi olması, atv'ye ilk yayınlanacak
programda bu yanlışlığın düzeltmesi konusunda mail ve telefonla mesaj göndererek
baskı gücü oluşturması ve bu yanlışlığın düzelttirilmesi, bir nebze olsun
yüreğimizdeki sızıyı hafifletecektir.
30/08/2010
Ali Çağan
Federasyonumuzun toplantısı ile ilgili alevi.com sitesinden
haber:
İsveç`te Çalışmalar Hızlandı
30-10-09
TARAFINDAN: İSVEÇ ALEVI FEDARASYONU-BARIŞ BIÇICI
İsveç Alevi Fedarasyonu'na bağlı dernekler 23-25 Ekim tarihleri arasında
yaptıkları eğitim faaliyetleri ve yönetim kurulu toplantısıyla çalışmalarına hız
verdi.
Stokholm, Göteborg, Malmö, Uppsala, ve Dalarna bölgelerinden gelen dernek başkan
ve yöneticileri Brunnsvikte bir araya geldi. Üç gün süren faaliyetlerin ilk
günü, toplanma ve yeni üyelerle tanışma olarak geçerken ikinci gün eğitime
ayrıldı. Yerelde, ülke genelinde ve Avrupa Birliği seviyesinde derneklere nasıl
kaynak sağlanır, proje nasıl hazırlanır, aleviliğin İsveç devlet kurumları ve
siyasi partilerine tanıtılması, yine bunun için bir kitapçık hazırlanması
konuları işlendi. Alevi derneklerinin faaliyet ve ekonomik olarak durumları,
ihtiyaç ve beklentilerinin görüşüldüğü bu günün akşamı türkü dolu bir eğlenceyle
geçildi.
Çalışmaların son gününde ise İsveç Federasyonu genişletilmiş yönetim kurulu
toplantısı yapıldı. Daha önce düzenlenen fedarasyon amblem yarışmasının
uzatılması kararının alındığı bu günde, başkent Stokholm meydanında semah
gösterisi, Maraş katliamını anlatan tiyatro, çocuk yuvası, yaşlılar için buluşma
mekanı gibi geleceğe yönelik yapılması düşünülen faaliyetler tartışıldı. Kadın
ve gençlik komisyonlarına da ağırlık verilmesi kararı çıktı.
Yol Club üyeliği ve Yol Tv çalışmalarına destek ile ilgili sorularında geniş yer
aldığı görüşmeler, bir sonraki toplantı yer ve tarihinin belirlenmesiyle son
buldu.
Barış Biçici
AS -İsveç
''Canlar Tiyatrosu
Madımak'ı Stockholm'a taşıdı'':
Madımak yanmaya devam ediyor
2 Temmuz 1993 günü Sivas Türkiye tarihinin en hunharca katliamlarından birine
sahne oldu. Ellerinde sazları, kitapları ve kalemlerinden başka kendilerini
savunacak şeyleri olmayan ozan, sanatçı ve yazarlara saldıran gerici ve
faşistler "Allah adına, din adına" 37 insanımızı yakarak katlettiler. 8 saat
devam eden saldırı karşısında devlet seyirci kaldı. Olay yerine gönderilen polis
ve askerlere gözleri dönmüş, insanları katletmek amacıyla toplanmış gruba
müdahele etmemeleri emri verildi. Katliamdan sonra yetkililer saldırganları
değil, katledilenleri, yaralananları ve saldırıya uğrayanları suçladılar.
Önceleri saldırının yıldönümlerinde Madımak'ta katledilenlerin anılmasına,
katliamın işlendiği yere karanfiller bırakılmasına izin bile verilmedi. Katliamı
unutturmak için Madımak bir et lokantasına dönüştürüldü. Ancak halk ve aydınlar,
katliamdan kurtulanlar olayı unutmadılar. Madımak katliamının gerçek
sorumlularının yargılanmasını ve otelin müzeye dönüştürülmesini talep
ettiler.Serdar Doğan Madımak yangınından ağır yaralı olarak kurtulanlardan.Kardeşi
Serkan ile birlikte Pir Sultan'ı anma etkinliklerine katılmak için Ankara'dan
Sivas'a gelmiş. Doğan ailesine kara haber çabuk ulaşıyor. İki tabutla
çocuklarının cenazelerini almak için Sıvas'a geliyorlar. Morgda bir kalan
Serdar'ın halen hayatta olduğunu bir doktor farkediyor tesadüfen. 15 gün
bitkisel hayatta kaldıktan ve yıllarca yanık tedavisi gördükten sonra mücadeleye
yeniden başlıyor Doğan. Katliamda kaybettiği kardeşini, değerli yazar ve
sanatçıları bir türlü unutamıyor. Madımak'ta yaşanan facianın tanığı ve mağduru
olarak katliamı tiyatrolaştırıp en geniş kitlelere ulaştırmaya karar veriyor.
Böylece Simurg çıkıyor ortaya. Simurg Zümrüd-ü Anka olarak da adlandırılan
kendini kendi küllerinden yeniden yaratan mitolojik bir kuş. Doğan Sivas'ta
küllere dönüştürülen aydınlarımızın yeni aydınların, sanatçıların ve ozanların
yetişmelerine yol açtıklarına inandığından bu adı koyuyor oyununa.
İsveç Alevi Kültür Merkezi, Dayanışma Derneği ile Kültür ve Sanat Derneği'nin
oluşurdukları "Ortak Çalışma Platformu"nun girişimiyle ve örgütlenmesi ile
Madımak Stockholm'e taşındı. Canlar Tiyatrosu tarafından Husby Träff'te
sergilenen oyun izleyiciler tarafından ayakta alkışlandı.
Yönetmenliğini Cengiz Sezgin'in yaptığı oyun bir et lokantasına dönüştürülen
Madımak'ta lokantanın sahibi ile yardımcısı arasındaki diyalogla başlar.
Katliamdan yaralı olarak kurtulan bir genç (Serdar Doğan'ın) kardeşini ve
ölenleri anmak için ellerindeki karanfillerle devam eden oyun zaman zaman geriye
giderek saldrıyı ve saldırıya uğrayanların duygu, düşünce ve tepkilerini
izleyicilere yansıtır. Otelin et lokantasına dönüştürülmesi "yakılanların her
gün yakılması ve Madımak'ın yanmaya devam etmesi olarak yorumlanırken, katliama
seyirci kalan dönemin iktidar ortayı SHP de isim vermeden sorgulanır.
Sivas'ta yaşananlar ve oyun hakkındaki sorularımızı yanıtlayan Serdar Doğan
Madımak katliamının ani ve fevri bir olay olmadığını, aydınları susturmaya
yönelen bilinçli ve planlı bir saldırının bir parçası olduğunu söyledi. Pir
Sultan Abdal Şenliği öncesi Madımak otelinin önünün taşlarla doldurulduğunu,
şehirde "Hicrat Koşusu" adlı ile bir koşu düzenlenerek çevre illerdeki gerici ve
faşistlerin Sıvas'a toplandığını belirten Doğan 8 saat süren katliam karşısında
devletin seyirci kalmasını eleştirdi. Katliama katılan bazılarına ceza
verilmesine rağmen Türkiye ve yurtdışında yaşayan katillerden bazılarında işlem
yapılmamasının kabul edilemeyeceğini söyledi. Yetkililerin ve adli makamların
suçu ve suçluları övenlere de göz yumduğunu söyleyen Doğan oğlunun cenaze
töreninde konuştuğu için bir baba aleyhinde suçluyu övmekten dava açılırken
Madımak'ın yakılmasını savunanlar ve "iyi olmuş" diyenler hakkında hiç bir işlem
yapılmamasını da çifte standart olarak değerlendirdi.
Murat Kuseyri
Haber kaynağı: Turkiska Riksförbundet (2009-05-27)
MUSA DOĞAN'IN TÜRKİYE'YE İADE İSTEMİ
İSVEÇ'TE PROTESTO EDİLDİ
17-04-09
İsveçte siyasi ilticacı olarak bulunan Musa Doğan adlı devrimci
Türkiye'ye iade edilmek isteniyor.
İşveç'te örgütlü bulunan İsveç Alevi Birlikleri Federasyonu, Dayanışma Derneği,
Kültür ve Sanat Derneği ve diğer demokratik kitle örgütleri perşembe günü İsveç
Parlementosu önünde toplanarak Musa Doğan'ın iade edilmemesi için açıklama
yaptı.
Siyasi bir davadan dolayı 10 yıl türkiyede cezaevinde kalan Doğan Ölüm Orucu
sonrasında 6 aylık geçici süreyle serbest bırakılmıştı. Yeniden tutuklanarak
cezaevine konulma riski nedeniyle Doğan yurtdışına çıkarak İsveç'te siyasi
sığınma hakkı elde etti.
Fakat iki ay önce Doğan İnterpol aracılığıyla arandığı gerekçesiyle gözaltına
alındı. Doğan'ın sağlığımın 200 güne yakın bir süre ölüm orucu yapmış olduğundan
dolayı bozuk durumda olduğu bildirildi. Gözaltı koşullarında sağlık durumunun
daha da kötüye gideceği endişesi taşınıyor. Musa Doğan'ın Türkiye'ye iade
edilmesi durumunda 20 yıl daha cezaevinde kalması gerekeceği dile getirildi.
Demokratik Kitle Örgütleri böylesi bir durumda Doğan'ın cezaevinden sağ
çıkamayacağı endişesini taşıyorlar.
İsvec Alevi Birlikleri Federasyonu, Dayanışma Derneği, Kültür ve Sanat Derneği
ve diğer demokratik kitle örgütleri
Musa Doğan'ın iade edilmemesi icin her perşembe günü İsveç Parlementosu önunde
toplanmaya devam edeceklerini açıkladı.
Kaynak: Yol haber
Aleviler aşureyle Hz.
Hüseyin'i andılar
İsveç'teki Alevi Birlikleri Federasyonu, aşure yiyerek Hz. Hüseyin'nin
Kerbela'da öldürülmesini andılar.
İSVEÇ Alevi Birlikleri Federasyonu Aşure gününü yaparak Hz. Hüseyin'i andılar.
İsveç Alevi Birlikleri Federasyonu'nun Stockholm'deki merkezinde aile ortamında
toplanan Aleviler, 3 kazan Aşure'yi ikram ederek Muharrem ayı ve Aşure gününü
günün anlam ve önemine göre bu günü yaşadılar. Çok sayıda kişinin katıldığı
Aşure Günü'nün Aleviler için önemli bir gün olduğu vurgulandı.İsveç Alevi
Birlikleri Federasyonu Başkanı Ali Çağan, Aşure Gününün önemini anlatırken,
"Tarihi misyonu içerisinde bu günün ayrı ayrı önemi vardır.Tarihi süreci
içerisinde bu gün Nuh tufanının bittiği gündür. Muharrem ayının 10'unda oruçtan
sonra aşure yapılır ve yeniler. Ancak Anadolu'daki Aleviler için ise Hz.
Hüseyin'nin Kerbela'da ve arkadaşlarının öldürülmesini anma günüdür. bu güne
denk geldiğini için bu 10 günlük oruç 12 güne çıkartılarak Hz. Hüseyin'nin
yasını tutmaya başlamışlardır. Muharrem ayı Aleviler için Hz. Hüseyin ve
arkadaşlarının şehit olması nedeniyle yas günüdür başka bir şey değildir"dedi.
Eşit yurttaşlık hakkı istiyoruz
Ali
Çağan, Türkiye'deki Alevilerin bugün Türkiye'de hala eşit yurttaşlık haklarını
kullanamadıklarını öne sürerek, "Biz ayrı bir devlet, ayrı bir bayrak
istemiyoruz. Bizim yurttaşlık hakkımızı doğal olarak istiyoruz. Bizi Diyanet
İşleri'nin zulmünden kurtulmak istemiyoruz. Bizim inanmadığımız konularda bizi
zorunlu olarak inandırma politikalarından vazgeçilmeli. Türkiye'de artık
Alevilerin de yaşadığı kabul edilir hale gelmesini sevindirici buluyoruz"diye
konuştu.Ali Çağan, Türkiye'deki Alevilerin inanç merkezlerine hala para ödeyerek
girdiklerini kaydederek, "Biz Hacı Bektaş dergahına girişte müze statüsünde
olduğu için para ödeyerek giriyoruz. Bu dünyanın hiçbir yerinde ibadet
yapılırken para ödemesi yapılmıyor. Ancak Alevilere bu haksızlık yapılıyor"dedi.
Kaynak: www.tuf.nu (12 ocak 2009)
Hürriyet.de Federasyon kuruluşumuzu haber yaptı:
Tandogan UYSAL / STOCKHOLM | 10.11.2008 13:58:00
İsveç Alevi Birlikleri Federasyonu kuruldu
İsveç'te
yaşayan Aleviler, İsveç Alevi Birlikleri Federasyonu adı altında yeni bir
örgütlenmeye gittiler. İsveç Alevi Kültür Merkezi Başkanı Ali Çağan'ın
başkanlığında, yeni oluşuma imza atan Aleviler, daha güçlü ve birlik içerisinde
faaliyetler göstermek için bu adımı attıklarını açıkladılar.
Merkezi Stockholm'de olan İsveç Alevi Birlikleri Federasyonu, İsveç'te faalieyet
gösteren diğer altı Alevi Birliği'nin de bir araya gelmesi ile yaklaşık 2.000
üyeli yeni bir güce ulaşmış oldu. Ali Çağan, 'İsveç'te 1995 yılında başlayan
Alevi örgütlenmesi bugün İsveç'in 6 kentinde örgütlenerek İsveç Alevi Birlikleri
Federasyonu hedefine ulaşmıştır. Bu yeni oluşum ile ulaşamadığımız diğer
Alevilere de ulaşarak daha güçlü hale gelmeyi arzuluyoruz.' diye konuştu.
Alevilerin tümüne ulaşacağız
Başkan Çağan, İsveç'te yaklaşık 5 bin Alevinin yaşadığını belirterek, 'Bu yeni
oluşumun Avrupa Alevi Birlikleri Federasyonu'nun üyesi olması konusunda bir
karar çıkardık. İsveç'teki Aleviler de Avrupa'da örgütlenme hedefleri
doğrultusunda yoluna devam edecektir.' diye konuştu. Ali Çağan'nın
liderliğindeki İsveç Alevi Birlikleri Federasyonu Yönetim Kurulu şu isimlerden
oluştu: Eraslan Örgün, Gün Şahin, Zazan Balcı, Helin Şahin, Serpil Özen, Ali
İşbitirici, Yıldır Yılmaz, Reşat Çoşar.
İSVEÇ ALEVİ BİRLİKLERİ FEDERASYONU
KURULDU (ALEVİTİSKA RİKSFÖRBUNDET)
1 Kasım 2008'de Stockholm'da bulunan 'İsveç Alevi Kültür Merkezi'nde Stockholm,
Malmö, Göteborg, Halmstad, Uppsala ve Dalarna Alevi Kültür Merkezleri (AKM) ile
bir araya gelerek İsveç Alevi Birlikleri Federasyonunu kurduk. Seçimler
sonucunda Federasyon başkanlığına Ali Çağan
getirildi.
Görev dağılımı şu şekilde gerçekleşti:
Yönetim kurulu:
Genel Başkan : Ali Çağan
Genel Sekreter : Eraslan Örgün
Örgütlenme Sekreteri : Gün Şahin
Yedek yönetim kurulu: 1 - Durdu Yılmaz
2 - Ali Şan
3 -Kemal Bakan
4 -MehmetTaş
Üye (Kültür sorumlusu) : Helin Şahin
Üye (Kadın sorumlusu) : Serpil Özen
Üye : Ali İşbitirici
Üye : Yıldız Yılmaz
Üye : Reşat Coşar
Derneğimiz yönetiminin almış olduğu kararlar
içerisinde bilim, teknik, kültürel, sağlık, dil, çevre ve merkezinde
insani emeği dayanışmayı hedefleyen çalışmalarından birisini daha
gerçekleştirmiştir.
Derneğimizde Politikacı yazar Hamza YALCIN
Eğitim ve Dayanışama Hareketimizin, adlı kitabından kitabından...
Tiram Gençlik Kültür ve Sanat Derneği 2010 tarihinde Dersim'de bir
grup gencin girişimleri ile kurulmuştur.
Derneğimizin amaçlarından bazıları:
*Gençlerle beraber değişik eğitim ve kültürel alanlarda çalışmalar yapmak,
*Gençlerin kendilerini özgürce ifade edebilecekleri platformlar yaratmak,
*Gençlerin gerek Dersim'de, gerekse Türkiye genelinde kendi isteklerini ve
sorunlarını dile getirebilecekleri bir gençlik politikasının oluşmasında aktif
olabilecekleri sahalar yaratmak
Çalışmalarımıza ilgi duyan her genç aramıza katılmak için bizimle ilişkiye
geçebilirler.
Uğurlar olsun sevgilihocam…
Yeni bir yıla daha girmek üzereyken haberi geldi hayranı olarak kayıtlı olduğum
facebook sayfasından. Rıza Kılıç hocayı kaybettiğimiz yazıyordu. Kötü bir yeni
yıl şakası sandık. Dört bir yanı arayıp, tüm okuduklarımızın doğru olmadığı
umuduyla beklerken, kendisini kalp krizinden kaybettiğimizi öğrendik 31 Aralık
2010 akşamı. Rıza hocam henüz 30 yaşındaydı…Dersim'de gençlerle beraber
yaptığımız eğitim ve kültür projesi bu sene dördüncü senesini doldurdu. Rıza
hoca artık bu projenin sürekli eğitim veren hocalarından biriydi. 2008 ve 2009
yıllarında gönüllü olarak bizlerle Dersim'e kadar gelip gençlere bağlama
kursları vermişti.
Rıza Kılıç'ı belki birçoğunuz hiç dinlemediniz fakat Türkiye'de belki bağlamanın
tellerine bu kadar iyi vuran ustalardan bir kaçıydı. Belki o çalış tekniğiyle
bir daha yeri doldurulamayacak bir ustaydı. Çaldığı ve söylediği deyişlerle
Alevi kültürüne kattığı değerler o kadar büyüktü ki.
Ustası olduğu bu alanda mütevaziliği ise sınırsızdı. Ulaştığı o yüksek kabiliyet
düzeyinde yardımını esirgememişti gençlerden, bu gencecik öğretmen.Rıza Kılıç,
1980 yılında Sivas'ın Yıldızeli İlçesi'ne bağlı Banaz Köyü'nde doğmuştu.
Çocukluğundan itibaren çalmıştı bağlamayı ve 2006 yılında İstanbul Teknik
Üniversitesi (İTÜ) Konservatuarından mezun olmuştu. Erol Parlak Müzik Merkezinde
ve sonra Arif Sağ Müzik Okulunda bağlama dersleri vermişti.
Aynı zamanda büyük bir araştırmacıydı Rıza hoca. Dersim'e geldiğinde bile
dersleri bittikten sonra Hozat'a gidip oradaki dedelerle görüşmeyi ve onlarla
bilgi ve tecrübelerini paylaşmayı ihmal etmemişti.
Sadece Kızılbaş Müziği değil aynı zamanda Ermenistan, İran, Suriye ve Güneydoğu
Anadolu ezgileriyle "Şarkistan" adlı grupla beraber yakından ilgileniyordu.
İTÜ Bağlama Günlerinde, sahne aldığında bekleyenlerine "nihayet" dedirtmişti.
Son yıllarda beste çalışmalarını ve bağlamanın geleneksel çalım tekniklerini
yeniden ele alıp yorumladıkları bir ekip çalışması ve Pir Sultan Abdal deyişleri
üzerine bir repertuar çalışması vardı.
Sadece büyük bir ustayı ve değerli bir hocayı değil aynı zamanda sevgili bir
dostu kaybettik.
Alçak gönüllü, sevecen, sakin ve yalın kişiliğiyle Rıza'yı seven ve sayan çoktu.
Dersim gençlik projesinde çalışanlar olarak böyle bir hocayı ve dostu tanıma
şansını yakaladığımız için hem çok mutluyuz hem de henüz hiç vakti olmayan
gidişiyle tarifsiz hüzünlüyüz. Biz, Rıza Hocaya Dersim'e geldiğinden, buradaki
gençlerle tanıştığından ve bilgilerini aktardığından dolayı sonsuz
teşekkürlerimizi tekrar sunuyoruz.
Beraber sayısız resimler çektiğimiz için, video kayıtlarında beraber olduğumuz
için çok mutluyuz. Bizlerle beraber Vanq Köyü'nde şir yemeğimizi tattığından,
Zımeg'de aşk kayalıklarını proje grubuyla ziyaret ettiğinden ve Hox Köyü'nde
kahvaltımıza eşlik ettiğinden dolayı çok mutluyuz!
İyi ki seni tanıdık hocam. Duygu yüklü sesinizle bağlamanıza nasıl eşlik
ettiğinizi, gençlere olan ilginizi, doğallığınızı, mütevaziliğinizi, bağlama
sanatındaki titizliğinizi ve araştırmacı yönünüzü ve her şeyden önce eşiniz Elif
ile beraber çalışmalarımıza sunduğunuz katkıları hiç unutmayacağız ve yaşatmaya
devam edeceğiz.
Sizi unutmayacağız hocam, uğurlar olsun, Xızır yoldaşınız olsun…
Ailenize ve eşinize sonsuz sabırlar diliyoruz.